Makaleler

Published on Ekim 10th, 2020

0

Ümmetten ırkçılığa – İsmail Cem Özkan


Hem ümmetçi hem de ırkçı. Ümmetin içinden çıkmıştır ulus fikriyatı, ama bizim gibi ülkelerde laik bir düzen kurulamadığı için iç içe yaşamaya devam etmiştir…

Irkçılık kapitalist sistemin insanlığa kazandırdığı en ölümcül düşünce ve yaşam biçimidir… Irkçılık henüz sanayi devrimi yapmış, ulus devleti olma yönünde adım atan sermayenin kendisini koruması ve geliştirmesi için kullandığı bir yöntemdir, bir kültürün bir coğrafyaya hükmetmesi ve o coğrafyada var olan diğer kültürlerin yok edilmesi veya asimilasyonu için gerekli alt yapıyı ırkçı düşünce oluşturmuştur… Ulus devleti öncesi var olan krallıklar, imparatorluklar soy ve kana dayalı bir yapı kurmuştu, seçilmiş aileler coğrafyalar ve halklara hükmediyordu.

Sömürge büyük olan dünyanın küçülmesine yol açacak teknolojik gelişmeyi de körüklüyordu. İmparatorluk kendi sonunu hazırlayacak kültürel birikimini bizzat kendi içinde oluşturuyordu.

Sanayi devrimi ve onu izleyen yıllarda ırkçılık krallara ait olan kan izi sürmeyi tabana yaymış ve kendisini köklü, soylu bir yerden geleceğini ikna etmek için tarih uydurulması sürecidir. Tarih, Fransız devrimi ile devlet yönetimi krallık ailesinden elinden alınıp ırk üzerine kendisini tanımlayan sermayenin eline geçmiştir… Sermaye birliği önceleri ırk üzerine kendisini tanımlarken, ulus devleti bu ırkın homojen toplum yaratması ve yeni toplumsal sözleşmesini oluşturuyordu…

Irk kelimesinin yumuşatılmış halidir ulus…

İmparatorluklar, krallıklar devleti din üzerinden yönetmiştir. Din savaşları, dini söylemler ile seferler düzenlenmesi, yağma kültürünün geliştirilmesi temelinde din vardır ve yönetim kendisi için savaşacak askeri ancak ümmetçi düşünce ile bulacağını baştan keşfetmişti.. Hititliler yüz tanrılı devletlerini kurarken devleti idaresinde olanlar her işgal ettikleri yerdeki tanrıları kendi tanrısı ilan ederken mısır’a yapılacak sefer için de asker biriktiriyordu. Her işgal edilen topraklarda hüküm süren dinleri kendi dini kabul etmişlerdir… Tek tanrılı dinlerin ortaya çıkması işte bu çok tanrılı dinlerin hizmetleri o kadar yük olmuş ki devletin sırtına tanrıları teke indirmek ve azaltma ihtiyacından doğmuştur… İlk tek tanrılı dinin Mısır’da ve Mezopotamya’da ortaya çıkması tesadüfi değildir… Çünkü en gelişmiş kültür ve devlet yapısı o zamanlar oralardaydı… İbrahim’in dini Mezopotamya’da ortaya çıkıp Ortadoğu’da tek tanrılı dinlerin yayılması bir ihtiyacın sonucudur… Roma imparatorluğu tek tanrılı Hıristiyanlığı seçmesi tesadüfen değil, bir ihtiyaca cevap vermesindedir… Her ne kadar tek tanrılı Roma eski ihtişamını kaybedecek ve içinden başka krallıklar çıkaracaktır ama Roma merkezli dinin etkisi krallar üzerinde hüküm sürmeye devam edecektir… Hıristiyanlık, Yahudilerin ‘seçilmiş’liğini elinden alan ve daha hızlı yayılan bir Yahudiliğin yeniden yorumlanması halidir… Hıristiyanlık batıya doğru yayılmış ama Baharat Yolu üzerinde etkisi sınırlıdır. Orada da Hıristiyanlığın başka bir yorumu söz konusudur, İslam… İslam dini hem Yahudiliği hem de Hıristiyanlığı içine alan bir üst tek tanrılı din olarak kendisini ispatlayacak ve Baharat ve İpek Yolu üzerinden yayılma gösterecektir… Sonuçta devletlerin ihtiyacına cevap veren ve halkı devletine bağımlı kılan bir düzenlemedir…

Sanayi devrimi imparatorların elinde olan dini halka yayması ve kendisi için güçsüz bıraktırılmış ama işlevsel olarak yeniden yorumlamasıdır laiklik…

Ümmetçiliğin yerini ulus fikri almıştır…

Bizim gibi gerektiği kadar sanayileşememiş ama kapitalist ilişkiler içinde var olanı da kaybetmiş toplumlarda kafa karışıklı yanında yaşam biçimlerinde de arabesk bir durum söz konusudur…

Hem ümmetçi hem de ırkçı…

Ümmetin içinden çıkmıştır ulus fikriyatı ama bizim gibi ülkelerde laik bir düzen kurulamadığı için iç içe yaşamaya devam etmiştir…

Dinde ümmet vardır, ırk olmaz ama bizim ülkemizin dincileri ırk ile birleştirme eğilimindedir hep, çünkü ırkçılık tek başına geniş anlamda bir çevre yaratmıyor…

Ortadoğu’da ümmetçi örgütlerin birden saman alevi gibi yükselmesi ve yok olması düşünce yapısı ve yaşam biçiminin hala o coğrafyada yaşayan halklar iki arada bir derede ya da Arafta kalmış olmasından kaynaklanıyor… Hem Arap milliyetçiliği hem de İslam söylemleri ile ortaya çıkan El Kaide, IŞİD gibi küresel yapılar hem ümmetçidir hem de ırkçıdır. Laiklik, sanayi devrimi sürecini tamamlamış ve kapitalist yaşam biçimini özümsemiş toplumlar için söz konusudur. Hem geçmişin hem de bugünün iç içe geçtiği bir arabesk yaşam biçimi eğreti olarak varlığını koruyor… Elbette bu yaşam biçimi kapitalist ülkelerin istediği tüketici toplumun oluşumu ve bağımlılık ilişkisinin tek yönlü olduğu bir ortam yaratıyor… Emperyalist ülkeler, sömürdükleri ülkelerde ihtiyaç duyduğu kadar sanayi devrimin nimetlerinden yararlanmasını ve gelişimini teşvik eder… Kısaca bilerek güdük bırakılır…

Alevi Türkçü, Sünni Türkçü…

Her ikisi de aynı şeyin hedefinde, bu ülkede her yaşayan Türk’tür ve tüm olumlu işleri Türk yapmıştır eğilimi vardır…

Güzel de, çirkinde, katliam da, soykırımda bu ülkede yaşayan bütün halkları kirletmiştir, lekelemiştir, bu ülkenin topraklarında saf, temiz, su gibi aydınlık hiç bir kültür yoktur, en ötekinin içinde bile ırkçılığı, nefret söylemini bulabilirsiniz…

Alevi ama Türkçü olanlar her şeyi ırk penceresinden bakarak saf ve temiz Alevi Türk yaratma ve koruma derdine düşmüşler…

Irkçı pencereden bakarsanız ırkçı olursunuz, ümmetçi penceresinden bakarsanız ümmetçi, ama hem ümmetçi hem de ırkçı pencereden bakınca kafa karışıklığından başka şeye ulaşamazsınız, çünkü Alevi; ne Türk’tür, ne Arap’tır, ne de Kürt’tür ülkemizde hepsini kucaklar.

Alevi; Türk, Kürt ve Arap vardır ve aynı şekilde Sünni; Arap, Kürt ve Türk de vardır…

Ya Alevi olup 72 milleti aynı şekilde kucaklayacaksınız ya da Türk olup 72 millet ile kavga edeceksiniz…

“Alevi Türk olup da hep bizi ezdiler, aslında her şeyi biz bulduk onlar sahiplendi” diye ağlamanın da hiç bir anlamı yok olduğu gibi, faşist düşünce için her türlü birikim yapmaktan başka işlevi olmaz…


İsmail Cem Özkan – 10.10.2020


Not: Bu yazıdaki Türk yerine Arap yazın, Arap beğenmiyorsanız Kürt yazın ama sonuç hep aynı olur… Irkçı ırkçıdır… Ümmetçi ümmetçidir… Ümmetçi ırkçı olmaz, ırkçı ümmetçi olmaz… Ama ülkemizde ümmetçi ırkçı, ırkçı ümmetçi, ümmetçi parti var…

Not 2: Bütün olumsuzluklar Türk’ün sırtına yükleniyor, aslında Türk bu yaşananlardan sorumlu değildir tavrı beni hep itmiştir. Devlet ırkı Türk’tür… Bu ülkede yaşayan her vatandaş Türk’tür ve dili Türkçedir… Ama hukukta olan hayatta karşılığı yoktur… İmparatorluktan gelen çok kültürlü coğrafya bir meclisi açıldı diye Türk olamamıştır, hala da olamadı… Bundan rahatsız olan ve devlet ile bağlantısı olmayan Türk, Türkmen yani Alevi olan kesimi… Bunlar Kürtlerin ve diğer ötekilerin suçlamasını üstelerine alınıp, kendilerini savunmaya çekmişler ve arada devleti de savunur konumuna gelmişlerdir… Dışlanmışlar ama savunuyorlar, cumaya gitmiyorlar ama cumaya gitmeyi olumlu görüyorlar gibi garip bir şey… Her cuma Aleviler için tehlike, çünkü beklenmeyen cumalarda katliamlar yapıldı bu ülkede… Her cuma ötekiler için katl-i vacip günleri gibi bir durum hala söz konusudur… Maraş katliamı anlatılırken vurgulanır ama Türk Alevi vatandaşlarımız orada Kürt Türk Aleviler ve solcular ile birlikte öldüklerinin farkında değildir… Çok alınganlık mı desem nedir bu Kürt düşmanlığı üzerine oturan Türk Aleviciliği?

Not 3: Sünni İslam hiçbir zaman Aleviler ile birlikte yaşamayı kabul etmemiştir, o yüzden Alevi düşmanlığını körükleyen tarikatlar, cemaatler oluşturmuş ve o örgütlenmeleri Alevi düşmanlığı üzerinde bir arada tutmuştur… Aynı şeklide Aleviler öldürülmek korkusu ile Sünni toplum içinde var olmak istememiştir, daha güvenirli gördükleri dört dağ içinde ya da zirvelerde bereketsiz topraklarda yaşamaya zorlanmışlardır… Köyden kentte göç ve iç savaş koşullarının yaratmış olduğu zorunlu göçler ile şehirlere gelen Aleviler başlarda varoşlarda kendi mahallelerini kurmuş ve kendilerini güvende hissetmeye çalışmışlardır… Zaman içinde ekonomik koşulların değişimi ile Sünnilerin yaşadıkları yerlere yerleşen Aleviler kendi inanç kimliklerini saklayarak onlar gibi davranmayı seçmişlerdir… Son otuz yıldır Sivas katliamından sonra Aleviler Cemevleri ile ilk defa şehirlerde kendilerini ifade etme şansını yakalamışlardır ama bu çabalarına devlet kayıtsız kalmak ile birlikte zaman zaman baskı kurmuştur… Yasalarda olmayanı kabul etmeyen devlet, bir operasyonda ölen Alevi “şehit” genç için cenaze törenini camide kılmaya devam etmiş ve Cemevi’nde yapılana katılmamayı tercih etmiştir…


İsmail Cem Özkan – 10.10.2020


Yazarın konu hakkındaki bir sonraki yazısı için tıklayın:
https://avrupademokrat.com/ah-o-atalarimiz-ismail-cem-ozkan

Tags: , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑