Yazarlar

Published on Haziran 17th, 2020

0

Hiçbir şey daha güzel olmadı (1) – Hüseyin Şenol


Bir yıl önce, “Her şey çok güzel olacak” denerek umut bağlanan seçimlerden sonra “Her şey çok daha berbat” oldu…

            Tam bir yıl geçti, 23 Haziran İstanbul Yerel Seçimleri’nin üzerinden. Tam bir yıl önce, “Her şey çok güzel olacak” sloganıyla yola çıkan CHP, daha doğrusu CHP ile İYİ Parti’nin ortaklaşa kurduğu Millet İttifakı’nın adayı Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Belediye Başkanlığı’na seçilmesi…

            Faşist İYİ Parti ile kurulan ittifaka oy verilmemesini savunmuş, bu parti için “bağrımıza taş basmamamız gerektiğini” savunmuştum. Seçimler öncesi “Faşistin İYİsine de oy yok”, “Bozkurtların kardeşliği” gibi başlık ve içeriklerde çok sayıda yazı yazdım. Bu dönem, bana göre devrimci-sosyalist hareketin de bir sınavdan geçtiği dönemdi.

Yine her seçimde olduğu gibi, büyük oy soygunuyla sonuçlanan 31 Mart 2019 Yerel Seçimleri ve 3 ay sonra “yenilenen” İstanbul Seçimleri için de görüşüm aynıydı. “Bir faşiste karşı diğer faşisti desteklemek bizim işimiz olamaz” demiş, CHP için de “masaya oturmazsa asla” demiştim. Zaten, İYİ Parti ile ittifakı, benim için “masa” olasılığını da ortadan kaldırmıştı. Faşistlerle masaya oturulamaz. Yani bu olasılık da maalesef ortadan kalkmıştı.

            “Muhatap kabul edip, masaya oturmadan asla” dediğimde, bir kesim beni topa tutarken, bir kesim de “Kamuoyu önünde olmasa da, görüşülüyor” şeklinde, açıkta yazmaktan korkup, ama sesli olarak benim gibi düşünenlere, hem de “kızgın” bir şekilde söylüyorlardı. Amaç, görüşü itibarsızlaştırmaktı.

            Halbuki ben, beni eleştirenlerle beraber 10 Ağustos 2014 Seçimlerinde CHP ve faşist parti MHP’nin çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’na da oy verilmemesi gerektiği yönünde görüşümü ortaya koymuşdum. İnce konusunda da, görüşüm aynıydı. Bu cumhurbaşkanlığı seçiminde de Selahattin Demirtaş adayımızdı ve olası ikinci tur da değerlendirmelerimiz arasındaydı. Demirtaş olmazsa, tercihim yine de 2014’teki seçimde ne Ekmeleddin, ne de 24 Haziran 2018’deki Cumhurbaşkanlığı Seçimi’nde de oy verebileceğim çok az ihtimal de olsa “Faşist Meral Akşener olamaz” demiştim. Yani hiç bir zaman ve koşulda bir faşiste karşı, diğer bir faşist bizim adayımız olamaz. Muharrem İnce de vardı tabii ki adaylar içinde. O konuda da, CHP’ye yaklaştığım gibi yaklaşmıştım ve özetle şöyle demiştim: “Şimdiden meydanlardaki diline dikkat etsin ve ikinci turda da masaya otursun, bakarız”

            Benim için hala doğru bir alternatif de olabilecek olan “Boş oy tavrı” meselesine şimdilik girmiyorum. Boykotun da “koşulları” zaten yoktu.

TV’lerde aksini ispat için ter döküyorlardı

Yandaş medya ve “ulusalcı” kanallara çıkan CHP’liler, yöneltilen sorulara karşı, kesinlikle HDP ile gizli de olsa bir ittifak içerisinde bulunmadıklarını ispatlamak için ter döküyorlardı. HDP ve bileşenleri de açıktan görüşüldüğünü yazıp çizmiyordu.

            Ben de o dönem, üyesi olduğum HDP bileşeni partimin de bu görüşe, yani Millet İttifakına oy çağrısına karşıydım ve tartışmaları takip eden bilir; son güne kadar bu konudaki görüşümü savundum. Hatta bugün haklılığım kanıtlanmış olarak, daha çok savunuyorum ve keşke “Sesimi daha da gür çıkarsaydım” diye düşünüyorum. Haksız veya hatalı bir değerlendirme olsaydı, çıkar öz eleştirimi de yapardım. Ama, aksini savunanlar buyursun lütfen! Gizli gizli, çaktırmadan da değil, “açıkça” verilmeli öz eleştiriler. Koca koca yazıların bir yerinde, tek cümlelerle değil, eğer tarihe doğru dürüst not düşülecekse, açık açık ve uzun uzun yapılmalı bu öz eleştiriler. Yapalım ki, ilerleyebilelim.

Faşist İYİ Partili ve masaya oturmayan, üstüne üstlük inkar eden CHP’yle olmayacağını savundum. Onurdan, gururdan bahsettim. Belki o dönem, büyük çoğunluğu sessiz olan az sayıda yoldaş ve genel olarak “AKP’nin gitmesinden medet uman” kişiler bugün farklı düşünüyor. Bugün de, o dönem olduğu gibi, şimdi de yılmadan savunurum bu görüşü ve kesinlikle benim gibi düşünenlerin sayısı çok daha büyük oranda olur. Çünkü bana göre bu, sadece bir seçim değil, aynı zamanda devrimci tavır ve duruşun da göstergesi olması açısından çok önemliydi.

Yoksa sorun, bağrımıza taş basarak çözülemez ve açıklanamaz.

Geçtiğimiz günlerde HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Artık kimse kapalı kapılar ardında HDP ile ittifak görüşmeleri yapmayacak, yapamayacak. Halkımız bunu kabul etmiyor. Halkımız, şeffaf, açık bir ittifak istiyor. Bunun için kapımız bütün muhalefet partilerine açıktır” dedi.

Ben ne demiştim ve benim günahım neydi?  

HDP’nin Adalet Yürüyüşü’ne destek yok

Halkların Demokratik Partisi (HDP)’nin 25 Haziran’da başlayan ve üç ay sürecek “Demokratik Mücadele Programı” öncesi, geçtiğimiz pazartesi günü, 15 Haziran’da aynı anda Edirne ve Hakkari’den başlayan Ankara yürüyüşünde etkinlikler kent merkezlerinde yapılıyor. Tüm antidemokratik uygulama, şiddet ve gözaltılara rağmen yürüyüş devam ediyor. AKP-MHP faşist bloğu, yürüyüşü engellemek için, çok sayıda şehirde yasaklar ilan ederek, giriş çıkışlara da izin vermiyor.  Yürüyüşün 20 Haziran’da tamamlanması planlanıyordu.

 “Darbeye Karşı Demokrasi Yürüyüşü” başlatan HDP’ye CHP’den de lideri Kılıçdaroğlu’ndan da ve İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’ndan da destek gelmedi. Hatta Kılıçdaroğlu, bu yürüyüşe karşı olduğunu beyan ederek, faşist iktidarın kriminalize etme uğraşısına destek sunmuş oldu.

Medyaya verdiği demeçlerde, Adalet Yürüyüşü sorusu üzerine Kılıçdaroğlu  “Bugün koşullar farklı. Bu koşullarda böyle bir yürüyüşü yanlış buluyorum. CHP’nin de diğer muhalefet partilerinin de çok dikkatli olmaları lazım. Gerginlik yaratacak, provokasyonlara açık eylemlerden uzak durmalıyız. Çünkü Erdoğan’ın istediği zaten bu. Muhalefeti provokasyonlara açık şekilde sokağa dökmek ve bu gerginlik üzerinden politika yapmak. Bu tuzağa düşmemeliyiz, Erdoğan’ın oyununu bozmalıyız.” dedi. Kıvırmanın, muhalefetin sesinin kısılmasına, tepkisinin bastırılmasına destektir, Kılıçdaroğlu’nun açıklaması.

4 Haziran’da CHP Milletvekili Enis Berberoğlu, HDP Milletvekilleri Leyla Güven ve Musa Farisoğuları’nın vekilliklerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)’de yapılan oylama sonucu, “emrivaki” bir şekilde düşürüldü. “HDP’nin adını anmayınca seçim mi kazanacaksınız Sayın Kılıçdaroğlu?” başlığıyla, Artıgerçek’teki 7 Haziran tarihli yazısında Koray Düzgünören de Kemal Kılıçdaroğlu’nu eleştiriyor, “Yürüyüş” konusundaki söyledikleriyle çelişiyordu. Düzgünören yazısınının bir bölümünde bunu çok net olarak yorumluyor: “CHP’nin iktidarın bu son hamlesi karşısında bir kez daha aynı tuzağa düştüğünü görüyoruz.

Kılıçdaroğlu, bu yolla yine iktidarın eleştirilerinden, suçlamalarından kurtulabileceğini sandı.

HDP ile HDP’lilerle bir arada olmadıklarını, olmayacaklarını, HDP’lilerin adlarını dahi ağzına almayarak peşinen beyan etmiş oldu.

            Bu aşamada faşist İYİ Parti’nin de destek vermemesi, bence iyi oldu. Faşisten gelecek desteğin “hayrı” olmaz…

İktidarın amacı da bu zaten

            Bir çok konuda olduğu gibi; bu konuda da CHP liderinden çok destek aldı, AKP’nin lideri Tayyip Erdoğan. CHP, 21 Mayıs 2016’da milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasının kolaylaştırılmasıyla ilgili anayasa değişikliğine “Anayasaya aykırı olduğu halde ‘evet’ oyu vereceğiz. Biz dokunulmazlıkların kalkmasını istiyoruz. Siyasetçi bedel öder. Biz de bedel ödemekten korkmuyoruz.” diyerek kabul oyu verdi.

HDP ve CHP’li 3 milletvekilinin vekilliklerinin düşürülmesi ve devamında HDP’nin başlattığı “Adalet Yürüyüşü”nde de görüyoruz: Kılıçdaroğlu, her zaman olduğu gibi, bir kez daha HDP’ye sırtını dönüyor, Erdoğan’ın ekmeğine yağ sürüyor.

Hem de nankörce. Son yerel seçimlerdeki genel desteğe rağmen.

HDP’nin yürüyüşü, AKP-MHP faşist bloğunun antidemokratik uygulama ve engellemelerine, CHP’nin de sırtını dönmesine rağmen büyük başarıdır…

            Yazımı bir seferde bitirecektim ama yine de uzadı. Ben de iki bölümde yazmaya karar verdim, yazımın bu aşamasında (Gündemde HDP’nin yürüyüşü olduğu için, bu vesileyle o konuda CHP’nin yaklaşımına da değinmiş oldum. Umarım yazı üç bölüm olmaz).

            “Her şey çok güzel olacak” dendiğinde, ben de “Keşke öyle olsa. Ama maalesef, hep birlikte görecek, çok daha kötü günleri hep birlikte yaşayacağız” demiştim. Yine “maalesef” diyorum ve tarih beni doğruladı. Keşke, halkımız adına durum farklı olsaydı da ben yanılsaydım. Her şey o kadar kötü ve berbat oldu ki. Tabii ki sorun sadece İmamoğlu’yla açıklanamaz, ama ona oy vermemizi de gerektirmezdi; hem de içinde faşist İYİ Parti’nin de olduğu bir ittifakın, yani Millet İttfakı’nın adayı olarak. “AKP-MHP iktidarının da kurtuluşun tek yolu”, “Faşizmin kurumsallaşmasının son adımı” gibi değerlendirmelere yönelik de, o dönem olduğu gibi, bu değerlendirmemde de yer vereceğim.

            Önümüzdeki günlerde, yazacağım ikinci bölümde, Erdoğan’ın “intikam hırsı” ve daha çok Ekrem İmamoğlu hakkında yazacağım. İmamoğlu’nun neleri yap(a)madığına değinirken, onun fetih kutlamalarına, faşistleri ve soykırımcıları anma işine de, merakına da değineceğim…

Neye oynuyorsa?


Hüseyin Şenol – 17.06.2020


Yazının ikinci bölümü için tıklayın:
https://avrupademokrat.com/istanbul-secimlerinin-yildonumu-2-huseyin-senol/

Tags: , , , , , , ,


About the Author



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Back to Top ↑